MHP lideri Bahçeli’nin haftalık grup toplantısındaki konuşmasından satır başları şu şekilde:
Nasıl geçmişte kimi zaman ekonomik, kimi zaman siyasi ve sosyal, kimi zaman da terör ve şiddeti esas alan yollarla milletimiz ayrıştırılmak, ekonomimiz istikrarsızlaştırılmak, devletimiz güçsüzleştirilmek istendiyse, yakaladığımız huzur ve güven ortamını sabote etmek isteyenler de yine devrededir.
Peşinen söylemeliyim; Türkiye yolundan, Türk milleti kararından geri dönmeyecektir. Terörsüz Türkiye adımları ciddiyetle ve samimiyetle atılmaya devam edecek ve en kısa zamanda nihayete erdirilecektir.
Bahçeli’nin grup konuşması şu şekilde:
Bugünkü toplantımızı yurt içinden ve yurt dışından televizyon ekranları, radyo
kanalları ve sosyal medya platformları vasıtasıyla takip eden aziz
vatandaşlarımıza, gönül ve kültür coğrafyalarımızdaki tüm kardeşlerimize en
kalbi duygularımla selamlarımı gönderiyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi grup toplantımız vesilesiyle bir arada bulunmaktan
duyduğum memnuniyeti, birlikte sözlerimizin, çalışmalarımızın ve her türlü
halisane gayretimizin ülkemize ve milletimize yönelik hayırlı sonuçlara vesile
olmasını temenni ediyorum.
Geçtiğimiz hafta içinde milletçe her birimizi üzüntüye sevk eden kazalar
yaşanmıştır. İstanbul’un Maltepe ilçesinde bir binanın iki katının çökmesi
sonucu 5 kişi vefat ederken 11 kişi de yaralanmıştır. Ayrıca Manisa’nın Akhisar
ilçesinde 11 kişinin hayatını kaybettiği, 27 kişinin yaralandığı;
Kahramanmaraş’ta ise bir gencimizin hayatını kaybettiği, içerisinde
Kahramanmaraş Milletvekilimiz Sayın Zuhal Karakoç’un da bulunduğu 7 kişinin ise
yaralandığı trafik kazaları yaşanmıştır.
Bu kazalarda hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralı
olanlara da acil şifalar diliyorum.
Bu vesileyle trafikte can güvenliğini esas alan bir yaklaşımla kaza risklerini
azaltacak her tedbirin alınmasını, aynı zamanda da kentsel dönüşüme yönelik
devletimizce başlatılan seferberliğin süratle tamamlanmasını, başta öncelikli
deprem riski bulunan alanlar olmak üzere ülkemizin her yerinde güvenli yapıların
inşa edilmesinin önemini vurgulamak istiyorum.
Muhterem milletvekilleri; Türkiye tarihi ve kültürel müktesebatı, jeopolitik
konumu, maddi ve kültürel sermaye birikimiyle dünyanın önemini bildiği bir ülke,
kudretini tanıdığı bir devlettir. Zira Türkiye sadece bir ülkenin adı değil;
görkemli bir medeniyetin ve zengin Türk-İslam geleneğinin mirasını barındıran
toprakların adı, dünyada yeni buluşma ve uzlaşmaların adresidir.”
“Türk İslam medeniyetinin temsil ettiği ruh ve kök değerlere
sahip çıkmak, onları çağdaş ilerlemeler ve yeniliklerle buluşturmak küresel
gelişmeler karşısında Türkiye’nin çıkış yolu olacak, aynı zamanda da mazlum
milletlerin hür ve onurlu bir şekilde yaşamasına ışık tutacaktır. Türkiye’nin
süre gelen ve birçoğunun toplumsal karşılığı olmayan tartışmaları bir kenara
bırakarak enerjisini müreffeh ve mutlu bir ülkenin inşası, yüksek değerlerle
donanmış yeni bir medeniyetin oluşturulması hedefine yöneltmesi kaçınılmaz bir
gerekliliktir. Geçen haftaki konuşmamda da ifade ettiğim gibi ideolojik
koordinatlarımız farklı olsa da politik merkezimiz Türkiye’dir.
Hiç şüphesiz
yoktur ki Türk milleti sahip olduğu engin tarihi tecrübeye ve kültürel derinliğe
demokratik değerlerle teçhiz edilmiş evrensel kazanımları da eklemleyerek
yeniden büyük bir medeniyet yaratma imkan ve kabiliyetine sahiptir. Türk
milletinin başlatacağı medeniyet yürüyüşü manevi iklimini Türk İslam
kaynaklarından, kültürel temellerini ise kadim değerlerimizden alacaktır.
Terörsüz Türkiye birlikle ve dirlikle yaşama iradesi gönül ve kültür
coğrafyamızla beraber insanlığa adaletli bir nizam vadeden Türkiye merkezli yeni
bir medeniyet inşasının şuurudur. Milletimizin özgün iradesiyle tesis edilmekte
olan terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge girişimi, Türkiye hasımlarını ve bölgede
hakimiyet kurma heveslilerini endişeye sürüklerken tarihimizin her döneminde
olduğu gibi Türkiye’yi zayıflatmaya dönük sistemli çabalar da devreye
sokulmaktadır.
Nasıl geçmişte kimi zaman ekonomik, kimi zaman siyasi ve sosyal,
kimi zaman da terör ve şiddeti esas alan yollarla milletimiz ayrıştırılmak,
ekonomimiz istikrarsızlaştırılmak, devletimiz güçsüzleştirilmek istendiyse,
yakaladığımız huzur ve güven ortamını sabote etmek isteyenler de yine
devrededir. Peşinen söylemeliyim, Türkiye yolundan, Türk milleti kararından geri
dönmeyecektir. Terörsüz Türkiye adımları ciddiyetle ve samimiyetle atılmaya
devam edecek ve en kısa zamanda nihayete erdirilecektir.
Aynı zamanda terörsüz
bölge yolunda önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönemde ise İsrail’in bölgeye
dönük saldırganlıkları yaklaşan seçimleri de bahane edilerek devam etmekte,
kışkırtıcılık seviyesi artmaktadır.
İlk kıblemiz olan Mescid-i Aksa’ya yönelik provokasyonlar İsrail barbarlığının geldiği seviyeyi göstermektedir. Diğer yandan kutsal topraklara yönelik Husi saldırıları bölgeyi istikrarsızlaştırma hedefinin aynı amaca hizmet eden farklı bir unsurudur. Söylemler farklı olsa da hizmet ettikleri şey farksızdır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak ne ilk
kıblemiz Mescid-i Aksa’ya ne kıblemiz Kabe’ye ne de Hazreti Resulullah’ın kutlu
mabedine yönelik saldırılara göz yummamayız.
“Türk-İslam medeniyetinin temsil ettiği ruh ve kök değerlere sahip çıkmak,
onları çağdaş ilerlemeler ve yeniliklerle buluşturmak; küresel gelişmeler
karşısında Türkiye’nin çıkış yolu olacak, aynı zamanda da mazlum milletlerin hür
ve onurlu bir şekilde yaşamasına ışık tutacaktır.
Türkiye’nin süregelen ve birçoğunun toplumsal karşılığı olmayan tartışmaları bir
kenara bırakarak enerjisini müreffeh ve mutlu bir ülkenin inşası, yüksek
değerlerle donanmış yeni bir medeniyetin oluşturulması hedefine yöneltmesi
kaçınılmaz bir gerekliliktir.
Geçen haftaki konuşmamda da ifade ettiğim gibi, ideolojik koordinatlarımız
farklı olsa da politik merkezimiz Türkiye’dir.
Hiç şüphesiz yoktur ki, Türk milleti sahip olduğu engin tarihi tecrübeye ve
kültürel derinliğe, demokratik değerlerle teçhiz edilmiş evrensel kazanımları da
eklemleyerek yeniden büyük bir medeniyet yaratma imkân ve kabiliyetine sahiptir.
Türk milletinin başlatacağı medeniyet yürüyüşü, manevi iklimini Türk-İslam
kaynaklarından, kültürel temellerini ise kadim değerlerimizden alacaktır.
Terörsüz Türkiye; birlikle ve dirlikle yaşama iradesi, gönül ve kültür
coğrafyamızla beraber insanlığa adaletli bir nizam vadeden, Türkiye merkezli
yeni bir medeniyet inşasının şuurudur.
Milletimizin özgün iradesi ile tesis edilmekte olan terörsüz Türkiye ve terörsüz
bölge girişimi, Türkiye hasımlarını ve bölgede hâkimiyet kurma heveslilerini
endişeye sürüklerken tarihimizin her döneminde olduğu gibi Türkiye’yi
zayıflatmaya dönük sistemli çabalar da devreye sokulmaktadır.
Nasıl geçmişte kimi zaman ekonomik, kimi zaman siyasi ve sosyal, kimi zaman da
terör ve şiddeti esas alan yollarla milletimiz ayrıştırılmak, ekonomimiz
istikrarsızlaştırılmak, devletimiz güçsüzleştirilmek istendiyse, yakaladığımız
huzur ve güven ortamını sabote etmek isteyenler de yine devrededir.
Peşinen söylemeliyim; Türkiye yolundan, Türk milleti kararından geri
dönmeyecektir. Terörsüz Türkiye adımları ciddiyetle ve samimiyetle atılmaya
devam edecek ve en kısa zamanda nihayete erdirilecektir.
Aynı zamanda terörsüz bölge yolunda önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönemde
ise İsrail’in bölgeye dönük saldırganlıkları, yaklaşan seçimler de bahane
edilerek devam etmekte; kışkırtıcılık seviyesi artmaktadır.
İlk kıblemiz olan Mescid-i Aksa’ya yönelik provokasyonlar, İsrail barbarlığının
geldiği seviyeyi göstermektedir. Diğer yandan kutsal topraklara yönelik Husi
saldırıları, bölgeyi istikrarsızlaştırma hedefinin aynı amaca hizmet eden farklı
bir unsurudur. Söylemler farklı olsa da hizmet ettikleri şey farksızdır.
Milliyetçi Hareket Partisi olarak ne ilk kıblemiz Mescid-i Aksa’ya ne kıblemiz
Kâbe’ye ne de Hazreti Resulullah’ın kutlu mabedine yönelik saldırılara göz
yummamayız.”
Sessiz kalamayız, tahammül gösteremeyiz. Kutsal topraklarımız başka bir egemen
devletin sınırları içerisinde olsa da kutlu ceddimizin buralardaki mütecaviz
eylemleri püskürtmek için başlattığı seferler tarihin hafıza kayıtlarında
saklıdır.
Türk milletinin tarihinde, kültüründe, inancında, imanında ve devlet geleneğinde
mahfuz bu topraklara yönelik saldırılara hiçbir şekilde duyarsız kalamayız. Ne
gerekiyorsa da onu yaparız. Bu yönde diplomasinin imkânları yetmiyorsa caydırıcı
güç kullanılmalıdır.
Mekke İttifakı kapsamında ülkemizin Suudi Arabistan’ın savunmasına mümkün olan
her türlü askeri desteği vermesi, uluslararası hukuku da ihlal eden yaklaşımlara
karşı hassasiyetle ve kararlılıkla mukabele edilmesine imkân sağlanmalıdır.
Bilindiği gibi dost ve müttefikimiz olan Suudi Arabistan’a yönelik artan Husi
saldırıları ağır sivil kayıplara yol açmıştır. Sivillere ve sivil altyapıya
saldırmanın uluslararası hukuk ve insancıl hukuk açısından büyük bir suç teşkil
ettiği açıktır. Yemen’den Suudi Arabistan’a yönelik bu tür saldırıların en sert
şekilde kınanması gerektiği de tartışmasızdır.
HUSİLERİN S. ARABİSTAN’A YAPTIĞI SALDIRILAR
Nitekim 10 Ekim’de Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na
gerçekleştirilen saldırıda 13 kişi hayatını kaybetmiş, 309 kişi yaralanmıştır.
Ertesi gün aynı havalimanına düzenlenen yeni bir saldırıda ise bir kişi daha
hayatını kaybetmiş, 11 kişi yaralanmıştır. Bu menfur saldırılar kuşkusuz bütün
bölgenin huzur ve istikrarını hedef almaktadır.
Yemen’de uzun yıllardır devam eden çatışmaların yeniden şiddetlenmesi,
Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı’nın güvenliğini tehlikeye atmakta; uluslararası
ticaret, enerji arz güvenliği ve bölgesel ekonomik istikrar bakımından ciddi
riskler doğurmaktadır.
Orta Doğu’nun içinde bulunduğu bu zor dönemde bölge ülkeleri arasındaki
husumetleri derinleştirecek, yeni çatışma cepheleri açacak ve sivillerin
hayatına mal olacak hiçbir eylem maruz görülemeyecektir. Hangi gerekçeyle
gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin, sivilleri hedef alan saldırılar hiçbir
surette meşru görülemeyecektir.
Suudi Arabistan’ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik tehditler
karşısında Türkiye, Mekke olarak savunma anlaşmasından kaynaklanan taahhütlerine
bağlı kalarak ve İslam âleminin mukaddes beldelerine ev sahipliği yapan bu
müttefikimizle dayanışmasını kararlılıkla sürdürecektir.
Hatırlatmak isterim ki ecdadımız yıllarca Hâdimü’l-Haremeyn ile şereflenmiştir.
Fahrettin Paşa’nın dillere destan Medine müdafaası bu şuurun yüksek iradesidir.
Öyle ki Peygamber Ocağında pişen kahraman Türk askeri, ‘Mehmetçik’ unvanını bu
topraklarda almıştır.
Hamdolsun, kutsal topraklarımıza dönük inancımız da, imanımız da, kararlılığımız
da milletimizin kalbinde, devletimizin kurumsallığında ve kudretinde hiç
eksilmemiştir ve diridir.
Temennimiz; Husilerin saldırılarına derhal son vermesi, Yemen’de kalıcı bir
siyasi çözümün tesis edilmesi ve bölgesel ihtilafların diyalog ve diplomasi
yoluyla çözülmesidir.
Bölgedeki herkes itidal içerisinde hareket etmeli, aklıselimden şaşmamalıdır.
Daha fazla Müslüman kanı akmamalı, tüm bölgemiz huzur ve güven ortamında
yaşayabilmelidir.
Mezhep farklılıklarını çatışmanın gerekçesi haline getiren, Müslüman toplumları
birbirine düşüren ve bölgenin kaynaklarını savaşlarda tüketenlere, nifak
tohumları ekenlere, kardeş kavgası çıksın diye Tel Aviv’de el
ovuşturanlara karşı müşterek bir duruş sergilenmelidir.”
İslam dünyası bir ve bütün olmalı, kardeş kavgası derhal son bulmalıdır. Parti
olarak arzumuz; bölge ülkelerinin birbirlerinin güvenliğine katkı sunduğu,
ihtilaflarını müzakereyle çözdüğü ve geleceklerini ortak iradeyle inşa ettiği,
huzur ve barış içerisinde bir Orta Doğu ve İslam dünyasıdır.
Böylesi bir Orta Doğu hayalinin önündeki en büyük engel; bölge ve insanlık için
büyük tehdit olan siyonist, soykırımcı İsrail’dir. Nitekim 27 Ekim’de bir seçime
gidecek olan İsrail’de Netanyahu’nun izlediği soykırım politikası Gazze’yi
tüketmekte, yok edici çirkef adımlar Batı Şeria’da atılmakta, hatta Suriye
topraklarının bütünlüğünde de yer yer sürmektedir. Asrımıza yakışmayan,
insanlığın yüz karası manzaralar uluslararası kurumların ve tüm dünyanın gözünün
önünde sergilenmeye maalesef devam edilmektedir.
Diğer yandan Yunanistan yönetiminin İsrail’le yaklaşarak, yakınlaşarak kendisini
daha güçlü ve güvenli hissedeceğini zannetmesi, Türkiye’nin deniz yetki
alanlarındaki hak ve menfaatlerine dönük ihlallere ‘dur’ dediğimizde İsrail’in
kendisini koruyabileceğini umması, tarihten ve günümüzden hiçbir ders almadığı
anlamına gelecektir.
Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve İsrail arasında geliştirilmek istenen
elektrik, elektrik bağlantısı projesi deniz yetki alanlarına ilişkin
ihtilafların yeniden gündeme taşımıştır. Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri
Bakanlığı’nın projeye desteğini açıklaması ve Atina’nın deniz tabanı
araştırmalarını yeniden başlatma girişimi meselenin uluslararası boyutunu da
ortaya koymaktadır.
Türkiye’nin güzergâha ilişkin önceden koordinasyon gerektirdiği yönündeki tutumu
ortadayken, üçüncü ülkelerin desteğini almakla Ankara’nın itirazlarını
aşabileceğini sanmak Atina için ciddi bir hata olacaktır. Yunanistan bölgemizde
kalıcı huzur ve barış istiyorsa, bunun yolunun komşularla dostane ilişkiler
tesis etmekten geçtiğini unutmamalıdır.
Yunanistan, Türkiye’nin haklarını ve Kıbrıs Türk Devleti’nin egemenliğini tanı-,
tanımadıkça; kimle ittifak kurarsa kursun, kiminle ne anlaşma imzalarsa
imzalasın ve hangi silahlı, hangi silahları alırsa alsın kendisini güvende
hissedemeyeceğini artık anlamalıdır.
Şayet Yunan hükümeti bizden korunmak için silahlanıyorsa Türk barışına
sığınmasını, bizleri korkutmak için silahlanıyorsa hiçbir gücün bizi
korkutamayacağını asla aklından çıkarmaması kendilerine tavsiye ederiz.
Bizim arzumuz ve tercihimiz; Yunan-Rum ekseninin gereksiz şovlardan ve
husumetlerden uzaklaşması, diyalog ve diplomasiyle sorunlarını çözme iradesi
sergilemesidir. Atina’daki acemi siyasetçiler; Türkiye’nin besleyeceği saygı ve
dostluğun, İsrail’in satacağı silah ve mühimmattan daha güçlü olduğunu artık
idrak etmelidir.
Ayrıntılar geliyor….